Diğer DW Blogları DW.COM

Buluşma Noktası

Türk ve Alman kültür dünyası burada buluşuyor

İşçiler ve mimari

Mimarinin, bir şehrin mimarisinin, özellikle de görmüş geçirmiş bir şehrin mimarisinin o şehrin sınırları içinde yer aldığı ülkenin tarihine ilişkin ne çok veri sağladığı bilinen, açık bir olgudur. O mimari, o binalar kadar açıkta bir şey. Tabii, bizdeki gibi yüzlece yıllık hamamların, sarnıçların üzerine işhanları, otoparklar geçirilmemişse ki sırf Eminönü’nde böyle yüzlerce tarihi bina esnaflarca gizlenmiş, kapaklanmıştır.Yine de İstanbul’un tarihi yarımadası, şehrin diğer kısımlarındaki tek tük binalar, yapılar hala uzak bir geçmişi hatırlatıyor, bir nebze tarih bilgisi sağlıyor bize.

Ama işte nihayetinde İstanbul’da tarih bilgisi sağlayan binaların çoğu iktidara, impartorlukların görkemli gücüne tanıklık ediyor. Kanıt sağlıyor.

Muhalefete, ‘sınıf mücadeleleri olarak tarih’e işaret eden binalar yok.

Berlin’de ise mesela, şehrin birçok semtine girer girmez, bu ülkenin, Almanya’nın nasıl uzun ve hareketli bir işçi sınıfı tarihine sahip olduğunu, bu topraklarda sınıf mücadelesinin nasıl sert geçtiğini, sınıf çelişkisinin nasıl sık sık bir denge durumuna, güçler dengesi durumuna geldiğini sırf sıradan, gündelik hayat konutlarına bakarak anlamanız, öğrenmeniz mümkün. Özellikle de toplu konutlara, işçi sendikalarının, memur birliklerinin mülkiyetindeki ya da mülkiyetinden geçmiş toplu konutlara.

İşçi sınıfı estetiği, toplumcu estetik ile geleneksel Orta Avrupa estetiğini bireştiren ya da 20. yüzyılın ilk çeyreğinin gelecekçi, fütürist beğenisini, vizyonunu sergileyen binalar bunlar. Çoğunun bir kenarında da bir araya getirildiğinde yapıldıkları dönemin sınıfsal örgütlenmelerine, muhalefet hareketlerine ilişkin ayrıntılı bilgi sağlayan yazılar, açıklamalar da bulunuyor.

Bu binalara baktığınızda hızla geçmişte bırakılmaya, unutturulmaya çalışılan bir toplumsal, sınıfsal dayanışmayı hatırlıyorsunuz. İşçi sınıfı hareketinin bir zamanlar nasıl güçlü olduğunu, nasıl kazanımlar elde ettiğini.

Bizde nerede böyle binalar, ne zaman yapıldı, ne zaman yıkıldı? Birbirinden zevksiz, sadece işlevsel olan devlet lojmaları dışında ne görüyorsunuz sosyal konut örneği olarak? Yeni yetme yığma toplu konutlar, banka kredisi siteleri. Bunlar da iyice yalnızlaşmış, atomize olmuş bir toplumsal hayatın ürünleri. Muhalefetin kazanımları nerede, dayanışmanın estetiği nerede?

İşçi sınıfı hareketinin, muhalefetinin böyle yan etkileri de oluyor işte, gündelik hayat etkileri. Gündelik hayata etkileri.

Yani sadece kendine yontan bir şey değil işçi mücadelesi.

Bütün kenti güzelleştirebiliyor, gelecek kuşaklara imgesi olan, demokrasi saygısı kazandıran, toplumcu tarih bilgisi kazandıran yaşam ortamları bırakabiliyor. Berlin’de, Viyana’da olduğu gibi. Orta Avrupa’nın birçok kentinde olduğu gibi.

Belki de şimdi bu binalara taşınan, bu binalara yerleşen birçok öğrenci, sanatçı, siyasetçi bu yüzden böylesine muhalif, böylesine eleştireldir.

Bizde şehirlerin ikamet fotoğrafı zenginlerin egoist pervasızlığı ile orta ve alt sınıfların barınak arayışını tasvir ediyor birkaç istisna dışında.

Bizde de oldu zaman zaman güçlü bir işçi hareketi, bir sol muhalefet. Ama işte bu noktaya, bu binalar kadar kalıcı etkiler bırakmaya kadar gelemedi hiçbir kuşak. Ezip geçti iktidar, egemen sınflar her seferinde bir başka kuşağı. Gecekondu mahalleriyle kısıtlı kaldı sol yerleşim, sol kadastro.

Tabii ki gurur duyarım ben de Süleymaniye Camii ile, Sultanahmet Camii ile. İstanbul’un silüetiyle. Severim tabii ki İstanbul’daki evimi ben de.

Ama fena mı olurdu bizim de bir Mustafa Suphi Konutlarımız olsa. Hikmet Kıvılcımlı Caddemiz?

Fena olmazdı.

Daha demokratik bir şehir olurdu İstanbul, daha demokratik bir ülke Türkiye. Olmuştu o zaman çoktan.

Gündelik hayatın içinde olurdu muhalefet. Yeniden ve yeniden hatırlanırdı.

Gerçeğe daha yakın bir tarih bilgisi yayardı şehrin sokakları.

Daha estetik olurdu kentlerimiz.

O görkemli binalarımız, o camiler, o saraylar iki zevksizliğin, zenginliğin ve fakirliğin estetiğinin arasında kalmazdı.

Kent estetiği, kent bilinci daha demokratik, daha yaygın bir şey olacağı için, paha biçilmez ihtişamdaki bu mimari şahaserler de bu kadar saldırıya uğramazdı.

Yararları çoktur yani işçi sınıfı hareketinin kent mimarisi açısından da.

Neyse ki hala işçiler çalışıyor, örgütleniyor bizim ülkemizde de. Belki şehre mimari etkileri de olur bir gün. Gelecekte.

© Deutsche Welle


Metin: Ahmet Tulgar

Editör: Nihat Halıcı

Tarih

22.10.2012 | 08:02

Paylaş

Geri bildirim

1 Yorum

1 Yorum

  • tek kelime ile mükemmel yorum teşekürler

Yorum yaz