Diğer DW Blogları DW.COM

Buluşma Noktası

Türk ve Alman kültür dünyası burada buluşuyor

Almancı! – Paralel dünyalar ve özel ilgi grupları hakkında

Almancı!50’li yılların sonundan itibaren Almanya’ya gelmeye başlayan Türk misafir işçiler, memleketlerinde “Almancı” olarak anılır.

İlk başta kulağa hoş gelse de bu kelimeden kasıt çok daha farklıydı. Anadolu’nun ücra bir köşesinden uzaklardaki Almanya’ya gidip kötü işlerde çalışarak eli para tutan, genellikle de okuma yazma bilmeyen cahil kişiler böyle anılırdı. “Almancı”nın uzun yıllar memlekette pek ahım şahım itibarının olduğu söylenemez. Ancak bavulunda Alman çikolatasıyla çıkıp geldiğinde belki övgüye mazhar olurdu.Aradan geçen yarım asır ve birkaç kuşak sonrasında madalyonun diğer yüzü ön plana çıktı. Artık Almanyalı Türk olmak bir hayat tarzı oldu! “Almancı” iki kültür arasında sıkışıp kalmış, cahil ve muhafazakâr kişi anlamına gelmiyor. Almancı olmak “başarı kokuyor”!

Yönetmen Fatih Akın, komedyen Bülent Ceylan ve tiyatrocu Shermin Langhoff, “Yıldız Almancı” denince ilk akla gelen isimlerden. Bunlar, hemen ilk bakışta göze çarpan kişiler; ama biraz daha “arka sıralara” göz atmakta yarar var. Berlinli müzik grubu Orientation, Grimme Ödülü sahibi Oktay Özdemir ve yine ödüllü yönetmen Neco Çelik, sanat çevrelerince yakından tanınan simalar.

Almanyalı Türklerin Berlin’deki aktif ve yaratıcı kültür alemi, sadece bu dünyayı oluşturanların değil, Türk müziği sevenlerden turistlere ya da kültür meraklılarına, çok geniş bir yelpazede insanların ilgisini topluyor. Başkentin “genç, fiyakalı ve Türk” şeklinde özetlenebilecek sloganı, birbirinden çok farklı kesimlerden olumlu tepki alıyor.

Alman özel sektörü de Türk-Alman birlikteliğinin getirdiği fırsatların giderek daha fazla farkına varıyor. Sözde “entegre olamamış paralel dünya”, birçok şirketin hedef kitlesi konumunda. Alanının uzmanları, belli bir kültürel grubu hedef alarak yapılan ürün tanıtım kampanyalarına “etnik pazarlama” adını veriyorlar.

Örneğin E-Plus, Almanyalı Türklere özel “Ay Yıldız” isimli bir ürün sunuyor. Almanya’nın önde gelen otomobil üreticilerinden Volkswagen, birkaç yıl önce „VW Türkçe konuşuyor“ sloganıyla bir kampanya başlattı. Bu kapsamda, Almanya genelindeki satış noktalarında Türkçe bilen elemanları görevlendirdi.

Türkiye merkezli birçok şirket de giderek daha yoğun şekilde göçmenlere, onların çocuklarına ve torunlarına hitap eden ürünler piyasaya sürüyor. Türkiye’den ithal edilen ürünler, yalnızca göçmenlerin değil Alman tüketicinin de beğenisiyle karşılaşıyor. Büyük yerleşim yerlerinde giderek daha fazla meyhane ve restoran “Efes Pilsen” ya da “Yeni Rakı” satıyor.

Almanyalı Türklerin satın alma gücüyle birlikte ortaya çıkan yeni ekonomik sahaları ve her yıl vergi dairelerinin kasalarını dolduran milyarlarca euroyu bir kenara bırakıp yeniden kültür alemine dönelim!

Demek ki günümüz “Almancılar”ı kendi tiyatro oyunlarını sahneliyor, kendi filmlerini çekiyor; partiler, konserler ve festivaller düzenliyor. Eleştirel cepheden Buschkowskyler ve Sarrazinler, “Peki ya entegrasyon? Entegrasyon bunun neresinde?” diye soracaklardır.

Bazı sorulara en güzel yanıt karşı sorularla veriliyor: Sayın Buschkowsky, otonom solcuların pazar günleri annelerinin sofrasına oturup bir yandan Wolfang Petry’nin nağmelerine kulak verirken diğer yandan domuz kızartması yemelerini nasıl sağlayacaksınız? Toplumun kıyısında köşesinde kalmış bu gruplar söz konusu olduğunda da “entegrasyon”dan söz ediyor musunuz? Bu akıl yürütme tarzı belki size tuhaf gelecektir ama herkes herkesle teşrik-i mesaide bulunmak zorunda mı? Entegrasyon uğruna halk müziği sevenler tangocularla birlikte mi dans etmeli?

Bir karşı sorudan da öteye geçtik. Ama kesin olan, ancak etnik kökenler temelinde kurulduğu zaman paralel toplumlardan söz edildiğidir. Yoksa akımlar, trendler ve “çevreler”, özel ilgi grupları olarak tanımlanıyor. İşin içinde bir Müslüman olmadıkça, namus cinayetleri “aile dramı” olarak anılıyor. Dolayısıyla, duruma göre “paralel toplum” veya “özel ilgi grupları” kavramlarının tercih edilmesi, bakış açısını ve büyük bir farkı da ortaya koyuyor. İster bir futbol kulübü isterse aile çevresi ya da bir siyasi parti olsun, sonuçta her birimiz kendini bir gruba ve onun geleneklerine bağlı hissetmiyor mu? Farklı grupların kültürel tercihleri, öne çıkan ilgi alanları ve özellikleri “entegrasyon” kapsamına girmez; bunlar kişiseldir!

© Deutsche Welle

 

Metin: Şirin Manolya Sak

Çeviri: Nihat Halıcı

Editör: Ercan Coşkun

Tarih

24.10.2012 | 07:30

Paylaş

Geri bildirim

Yorum yaz

Yorum yaz