Diğer DW Blogları DW.COM

Buluşma Noktası

Türk ve Alman kültür dünyası burada buluşuyor

Benim iki evim

Geçen iki hafta boyunca bir dizi metni Almancaya çevirmem gerekti. İki evimin arasında gidip gelmek, birine bakıp diğerinde bir şey inşa etmek, birinde inşa ederken, bu kez de diğerinde yapabileceklerimi görmek, iki evim, iki dilim, Türkçeden Almancaya, Almancadan Türkçeye gezinmek çok güzeldi. Büyük zenginlikti.

Tarih

02.10.2012 | 12:59

Paylaş

Geri bildirim

Yorum yaz

Kitapçı Mühlbauer

Jochen Proehl

Jochen Proehl

Polistar Galerisi’nden sağa dönüp Hoca Ali Sokak yönünde sürekli yukarı doğru yürüdüğümde, aşağı yukarı 300 metre sonra insanların kaynadığı Tünel Meydanı’na varırım.

“Tünel”, hem son, hem de başlangıçtır aynı zamanda: Dünyanın en eski ikinci metrosu olan Tünel metrosunun son durağıdır ve bu metro eski liman semti Haliç ile eskiden azınlıkların oturduğu semt olan “Galata”da bulunan,  adını aldığı Tünel Meydanı arasında mekik dokur. Tünel Meydanı aynı zamanda “Grand rue de Pera” adı altında bir zamanlar bu semttten geçen efsanevî İstiklâl Caddesi’nin çıkış noktasıdır.

Tarih

01.10.2012 | 08:24

Paylaş

Geri bildirim

Yorum yaz

‘Moruk, dönerini kestirdin mi?’

Menü listesinden seçilebilecekler: Entegre köri sosis, helâl enerji içecekler ve meyve döner… Berlin’deki Türk-Alman mutfağında bunlar var. Ama dur biraz, önce bir düşün: Entegre köri sosis, helâl enerji içecekler ve meyve döner? Kelimenin tam anlamıyla insanın ağzını sulandıran bu adları söylediğimizde Almanya Türklerinin mutfak tadları tuhafmış gibi geliyor.

Tarih

01.10.2012 | 08:13

Paylaş

Geri bildirim

Yorum yaz

İz peşinde

 

 

Werner Felten

Werner Felten

 

Ganimet Türklerin “entegre olmuş” yaşamı

 

İslam Almanya’ya ait midir, değil midir, bunun tartışması yeteri kadar yapıldı. Ama Türk ve Müslüman kökenleri olan insanların Almanya’ya ait olduğu su götürmez bir gerçektir.

1960’lı yıllarda misafir olarak Almanya’ya gelen Türkler kesinlikle ilk gelenler değildir. Onlardan önce “ganimet Türkler” buradaydı. Bunlar, 17. ve 18. yüzyıldaki Osmanlı savaşlarında tutsak alınan ve Almanya’ya, Avusturya’ya kaçırılan Türklerdi. O dönemlerde birisinin malikânesinde bir Türk bulundurması muazzam şık bir şeydi. İster uşak olarak çalışsın, ister malikânenin yönetiminden sorumlu kişi olarak, bunların hepsi savaş ganimeti Türklerdi.

Tarih

21.09.2012 | 11:59

Paylaş

Geri bildirim

Yorum yaz

Travmalarımız ve tiyatro

Sınavı başarıp da, 1970’in yaz aylarında İstanbul’da 1882 yılından beri faaliyette olan ve ülkenin prestijli okulları arasında yer alan Sankt Georg Avusturya Lisesi’ne (Österreichisches Sankt Georg’s Kolleg) 11 yaşımda öğrenci olarak kabul edildiğimde, bundan böyle, Türkiye’nin de Cumhuriyet’in kuruluşundan beri yüzünü döndüğü, aslında daha önceden döndüğü, şimdi ama artık Kuruluş’la resmen döndüğü, bir parçası olmaya karar verdiği, belki de zaman zaman anti-tez, bir karşı özdeşlik (Gegen-identifikation) olarak çoktan, epey uzun zamandır bir parçası olduğu Avrupa kültürünün hayatımda belirleyici olacağını çocuk aklımla kavramış olmalıyım. Öyle de oldu. Önceleri Avusturya benim için sevdiğim rock gruplarının long play‘lerinin anglosakson ülkelerle aynı zamanda piyasaya çıktığı, okuduğum dergi ve kitapları ucuza alabileceğim, yaz tatilinde okul idaresi bir vesileyle bizi otobüslere doldurup 30 saatlik yolculuğun sonunda götürdüğünde, arkadaşlarla başı buyruk – ama elbette öğretmenlerimizin kontrolü altında – hoşca iki hafta geçirdiğimiz ve bu arada ülke dışına çıkışın hâlâ kısıtlı olduğu Türkiye’den kapağı Avrupa’ya atmış yeniyetmeler olarak annelerimizin kozmetik siparişlerini tedarik ettiğimiz güzel ülkeydi.

Tarih

21.09.2012 | 11:53

Paylaş

Geri bildirim

Yorum yaz